Mesaj Panosu

Previous Next
Son gönderi 18-01-2012 16:52

kaplankozanoglu: Sitemize paylaşım sunan tüm dostlara teşekkürler. Sitemize çökertme amaçlı yoğun saldırılar olmakta. Bu saldırılara son verilmesini, gerekirse yasal yollara başvuracağımızı belirtiriz. Güneşin balçıkla sıvanmayacağı aşikardır. [...]

RESIT KAPLAN: SIZ HERZAMAN BIRINCILIGE LAIKSINIZ AMCAOGLU TEBRIK EDIYOR BASARILARININ DEVAMINI BEKLEMEKTEYIZ ...

RESIT KAPLAN: BU SITE ASLA SESSIZ KALMAYACAK....YENILERINI BEKLEMEKTEYIZ...

RESIT KAPLAN: Degerli Amcaoglu,,siirlerini okumak birbaska duygu,yorumlamaksa baska bir heyecan veriyor insana basarilarinin devamini diler birbaska siir dostlari kitabinda bulusmak uzere...

AYTAÇ SAYIN: ŞİİRLERİNİZ, DUYGULARINIZIN DERİNLİĞİNİ VE SAMİMİYETİNİZİ HER MISRADA HİSSETTİRİYOR TEŞEKKÜRLER.

» Mesaj bırakın



ŞİİRİ DÜZDE YAZMAK 1 3rd, 2010 by Koordinatör-İletişim sorumlusu

 

Şiire sevdalanmam ilkokul yıllarına uzanır. Belki de, kendimi bildiğim ana değin. Şairi-ozanı bol bir yörenin ve şiirle ilgili bir aile-ağabeylerin kitaplarıyla dolu bir köy evinin ortasında buldum gözlerimi açınca kendimi. Şairlik doğuştan mı yoksa sonra mı edinilir sorusunun yanıtını kesin hatlarla vermem zor bu nedenle. Zannımca doğuştan gelen duyarlı yatkın bir cevher-kor vardı içimde şiire ve böylesi bir ortamla kıvılcım ve alev oldu. Yatılı okulların, gurbetin, uzun ve zor eğitim yıllarının körüklediği bir yangına döndü zamanla…

                                              —————<<*>>—————

İlk şiirimi ne zaman yazdığımı hatırlamam. Konuşmayı öğrendiğimde söylemiş, yazmayı söktüğümde yazmışımdır muhtemelen. Köyde oğlak otlatan küçük bir çocukken kolkola verdiğim en yakın arkadaşım, yatılı okul yıllarında gözyaşımı paylaştığım sırdaş yastığım, ölümlere zulümlere yokluklara karşı sırt sırta kavga verdiğim en can, en yiğit dostum oldu şiir.

                                          —————<<*>>—————

İlk şiirim bir dergide yayınlandığında ve yayınlanmaya devam ettiğinde sonraları, ilk kitabım yayımlandığında ve devam ettiğinde yayımlanmaya, ilk şiirim şarkılaştığında ve devamı geldiğinde duyduğum tat ve pür heyecan tarife sığmaz, hayatıma anlam ve ışıltı katan en özel en güzel an(ı)lardır.

                                      —————<<*>>—————

 Zaman zaman belki şiir ekmek mi veriyor, zamanımı asli mesleğime odaklasam tamamen daha mı iyi olur v.b. günlük sıradan düşünceler yalamadı değil dimağımı. Kalemimi kırdığım, kağıtları yırttığım oldu. Lakin galip geldi her defasında şiir, çocukluk hastalığım nüksetti ve “kanasan da devam!” dedi…

                                         —————<<*>>—————

Bir yakınmam yok bilgiye ve şiire hamallıktan. Her hangi bir yer veya zamanda bir tek kişiyi bile dizelerim yakalayacaksa telinden, boşa yazmış saymayacağım kendimi…Ki daha şimdiden bir değil binlerce ismini bilmediğim, yüzünü görmediğim şiir(imi)severle sağlam gönül dostluklarımız oluşmuş durumdadır. 

                                          —————<<*>>—————

Ne şiire-genel olarak-, ne de başkasının şiirine dair büyük laflar etmek haddim değil. Kendi şiirimle ilgili söyleyebilirim ancak, karalayabilirim birkaç satır. Yapmaya çalıştığım şudur: Küskün vadisinde ama dupduru akmaya devam eden şiirin gürül gürül ırmağına bir kaç damla katabilme umudu ve gönüllere bu ırmaktan şırıl şırıl küçük küçük arklar oluklar kurulması düşüyle uyur uyanık sayıklamaktayım…

                                          —————<<*>>—————

 Bir bahçedir şiirlerim, bir çiçek bahçesi: Orada papatyaları da, gülleri de, erguvanları da bulabilirsiniz. Bütün çiçeklerden oluşan bir armoninin yalnızca bir çiçek türünden daha güzel olduğuna inanırım. Onun için her türde yazarım ben. Bir şiir türünü diğerine üstün görmem. Güzel kokular neşreder çiçeklerim. Gözlerden gönüllere bir güzellik tufanı olup dolar. Lakin dikenleri vardır bazı çiçeklerimin; güllerimin, kaktüslerimin. Namerdin, vefasızın, hainin kalbine gider saplanır. Saplanır da kanatır, kanatır. Hesabını sorar bir bir yaptıklarının. Dedim ya, her tür çiçeği severim ben. Ama illa da tek tür çiçek olacak deniyorsa, o da alı, pembesi, beyazıyla gül olsun isterim…

                                          —————<<*>>—————

Laciverdi’dir çoklukla dizelerim. Siyahla maviyi buluşturur. Kah siyah ağır basar ton olarak, kah mavi… Ama mavi ne yapar yapar girer dizelere, siyaha terk etmez bütün bütün. Çünkü karamsar karayı ancak, umut mavisi bağlayabilir hayata. Hüzün ve umut, sevgi ve nefret, kavga ve sevda, hayal ve gerçeğin ta kendisi… kol kola yürürler şiirimde. Tezatların cümbüşüdür bu. İç içe, dudak dudağa, yumruk yumruğa. Ruhsal gel gitlerime verilebilirse de bu durum, aslında evrenin temelindeki sırla ilintilidir. Öyle ki koca evren zıtlıkların omuz verdiği laciverdi bir denge üzerinde durmaktadır.

                                          —————<<*>>—————

Dizelerimde hemen göze çarpar hüznün bütün tonları. Ama bu hüzün hiçbir zaman yeise uzanmaz. O ne yapar yapar, umudun paçalarına tutunmayı becerir; azme, mücadele aşkına-aşkın her tonuna- ve ak günlere inanca dönüşüverir. Bembeyaz bir kuş havalanır sonra; kanadı kırık da, yüreği yaralı da olsa uçar, uçar, uçar ve baharlar devşirir güzellikler ağacının tepelerinden.

                                            —————<<*>>—————

Kendimi şair olarak tanımlarım: yalınyürek ve doludizgin. Hayatımın ana damarlarından biri, belki birincisidir şairlik. Uğrunda on yıllarca dirsek çürüttüğüm, gözlerimi ve saçlarımı verdiğim  hekimliğim bile değerli değildir şairliğimden. Has evlatlarımdır şiirlerim, yalansız sevgililerimdir, annemdir şefkatli elleriyle başımı okşayan. Ondandır ki anlayamam şiirden anlamayanları, anlaşamam taşlaşmış yüreklerle…

                                          —————<<*>>—————

Gönlümce değilse de kendimce yaşadım yazdım, yaşadığımca yazdım çoklukla. Bir sıçrayan dize düştü önce gönlüme, şiiri sürükledi götürdü sonra. Zaman zaman ilk haliyle saf şiir olarak bıraktım yazdıklarımı, demlenmeye bıraktığım olgunlaştırmak için bir dizesine bir sözcüğüne haftalar aylar harcadığım şiirlerim oldu zaman zaman da                              

                                           —————<<*>>—————

Eskimeyen eskinin ya da her dem yeninin peşinde olmak istedim hep. Halk şiiri kocaman bir kaynak, elvan çeşit çiçekler neşreden büyük bir bahçe olarak çıktı karşıma. Komşu köylüm Karacoğlan’ın dizelerinden sevdayı, Köroğlu’ndan yiğitliği, Yunus’tan derinliği öğrendim,Veysel’in dupduru çeşmesinden içtim, Ahmet Arif’in coşkun söyleyişini sevdim.

                                               —————<<*>>—————

Yüreklere ve dimağlara kazınmış her şarkı sözü, halk şiirinden beslenmiş güçlü bir şiir olan efsane ozan Aysel Gürel’i bizzat tanımakla ve dostluğuyla onurlandım.Yine büyük sanat müziği güftekarı Turgut Yarkent’i tanıma bahtiyarlığına ulaştım. Hayata, söze ve şiire dair çok şey öğrendiğim bu iki büyük değeri saygı, sevgi ve rahmetle anarım. Halk şiirinden esin alarak yazdığım şiirlerimden kimileri bestelenerek değerli sanatçılarca yorumlandı; bu, şiirimi geniş katmanlara aktarmak adına sevindirdi, onurlandırdı beni. Lakin ben şiir yazdım. Şarkı sözü saygı duyduğum ayrı bir kulvardı. 

                                      —————<<*>>—————

Salt ve saf şiirin çok oynanmamış şiir olacağını öngören ustalardan güç alarak yaşadığım gibi yazdıklarım oldu; yalın içten içli dizelerdi bunlar. “Garipçe” şiirler çıktı böylece ortaya. Şiirle salt okur olarak ilgilenen katmanlarda sevildi bu şiirler, belki seveni en fazla olan şiirlerim oldu bunlar. Bu durumu da bu dizelerin okuru yormamasına ve herkesin kendinden bir şeyler bulmasına bağlarım.   

                                            —————<<*>>————–

Ahmet Haşim’den  İlhan Berk’e, oradan İlhan Kemal’e değin sürekli gelişen-yenilenen-dönüşen imgesel-simgesel şiir gerçeğini yadsımak, şiiri yadsımak olacaktı. Yararlanmaya, ustalardan aldığım esini kendimce dönüştürmeye ve kendime ait bir şiir ortaya koymaya çalıştım: Soyut ve somut bağlamda çoklu anlam ve çağrışımlarla katmanlanan bir şiiri yakalamak istedim. Tek bir dize ne kadar çoğalırsa o denli büyüyeceğini şiirleşeceğini varsaydım. Bunu bir çocuk şairin amatör heyecanıyla “B’AŞKA şiir” olarak adlandırdım. Ustalar bağışlasın.

                                      —————<<*>>————–

Ve dediğim gibi haddimi aşarak kendimi şair olarak tanımladım ve önceledim. İnceliği ve estetiği şairlerin birer estetik çığlık olan şiirlerinden öğrendim. Evet…Bu şairler, bu ustalar olmasaydı muhtemel ki biz de gizemsiz gülüşlerin esiri olacaktık. Dünyamıza anlam katan her bir şaire tek tek teşekkür ederek yüreklerinden öperim…

Ö. Kaplan KOZANOĞLU


Yorumlar (0)
>